Aydın kimdir? Kim değildir?
Yazar: Alper Zaman: February 18th, 2008İçeriği göster
İçeriği görüntülemek için üstteki linke tıklayın.
Aydın kimdir? Kim değildir?
Aydın olmak, yani belli çıkarları gözetmeksizin egemen değerlere karşı eleştirel durmak ve bu eleştirelliğin, kişinin yaşama biçiminin bir parçası olması. Bundan kastettiğim şu: Kişi gerçek anlamda içinde yer aldığı dünyanın değerleriyle çatışmakta, onları sorgulamakta ve dönüştürmek için çaba harcamaktadır. Bir nevi dünyayı açıklamakla yetinmez, onun içinden insanca yaşama düzlemine ulaştıracak eylemlerinde takipçisi olur. Bu anlamda Aydın, aslında bir dava insanıdır. Davası değişse de özü aynıdır ve tepki barındırır. Yanlış bir uygulamaya, yanlış bir yönetime, haksızlığa, yoksunluğa veya yoksulluğa… Tepkinin konusu ve tarzı değişse de aynı kalan bir şey vardır. Aydın bir şekilde elinde kalemi, fıldır fıldır gözlerle yanlışları ve eksikleri ve dahası nasıl daha iyi olabileceğini bir sonraki nesle/nesillere ispiyonlayan yaramaz çocuktur. Her ispiyoncu gibi sevilmez hem çağında yaşıtlarınca hem de daha sonraki kuşaklarca. Haklı bulunsa da hep dışlanır. Oysa herkes bilir, söyledikleri doğrudur. Çelişkileri ve mutsuzlukları herkesin içindeki gerilimlerdir. Bu yüzden bazen diğer insanlarla içsel olarak yaklaştığı olur. Bu yakınlaşmalar diğer insanların sistemden kendi çıkarları ölçüsünde yakındıkları dönemlere rastlar. Aydın olmaya çalışan kişi peki hala sınav sisteminden yakınmakta olan bir üniversite öğrencisiyle duygusal paralellikler kurabilir. Ya da bankaya para kaptıran ve bir anda büyük analizlerini gündelik diline monte eden bir tüccarla dertleşebilir. Fakat bu paralelizm karşısındakinin çıkarsal yakınması bittiğinde kopar. Çünkü Aydın, çıkarı olmaksızın yakınan, gören ve gösterendir. Ruhunu, gününün çıkarcı hırslarına kaptırmaması ilişkilerini kısa süreli ve nedensiz hale getirir. Sevgi/nefret çelişkisi burada devreye girer ve diğerlerinin sorgulamayı kişisel deneyimleriyle sınırlı tuttuklarını ortaya çıkardığı ölçüde de kendinden nefret edilir. Bu alışılmış duyarsızlık aydının sinirini bozar ve herkesi dürtmeye başlar. Etrafına “hani sen şikâyetçiydin ne oldu sana, işin yoluna girdi olay düzeldi mi?” diye sormaya başlar. Sıkışık anların dürtücü soruları emeklilik planı yaparken a fonunu tercih eden Bay M’yi, Dubai seyahati öncesi ilgilendirmemektedir. Oysa beş yıl önce babasını ameliyat ettiremediğinden sosyal güvenlik sisteminin sosyal yönüne sayıp söven kendisidir. Çıkarla sınırlı geçici eleştirellik adını verdiğimiz bu yaklaşım akla “İnsanlar çıkarlarını korumak için haklarına harcayacaklarından daha çok çaba harcarlar” sözünü getirir. Bu sorunun muhatabından daha çok sinirlenen ise sistemdir ve der ki halkı küçümseyerek: “Eşeğin aklına karpuz kabuğu sokma”. İşte gelsin o saatten sonra aydının sürgün dolu yılları ve 1402’lik olmaları…
Bir yandan da herkes onda kendi olamadığını, göze alamadığını, hissedemediğini, ülküleştirdiğini görür. Hatta etrafı onun aydın olarak kalmasını ister. Çünkü kendi kirlenmiş ruhlarını sağaltabilecekleri, ikiyüzlülükle bulanmış ellerini onun idealizminde yıkayabilecekleri bir tapınak olarak gördükleri aydına yakın olmak isterler. İçlerindeki nasırlaşmış duygulara karşı, törpüleyici bir topuk taşı gibi görürler aydının fikirlerini. Normal zamanlarda kale alınmaz. Ne zaman ki nasırları hayati tehlike yaratır işte o zaman aydının fikirleri gözden geçirilir. İlk boyutu seçenler yaşamını baştan kabullenilmiş bir dışlanmışlık içinde yaşarlar. Sahte ilgilere karşı planlı duyarlılıkları vardır. Örneğin “kitabın çıkmış kesin okurum” diyen birinin okumayacağından emin olarak “umarım ufuk açıcı olur sizin için” demeyi öğrenirler. Bilirler ki karşılarındakini kendi ekonomik ve sosyal durumlarında sıçrama yaptırmayacak hiçbir olgu ilgilendirmez.
Belki de tüm bunlara göre düşünülmeli “aydın” kimdir ve kim değildir?
(Jean Paul Sartre, Aydınlar Üzerine adlı kitaptan esinlenilmiştir. Yazar okunmasını tavsiye eder)
Etiketler: ? Kim değildir?, Aydın, aydın nedir, kimdir